25 Kasım 2009 Çarşamba

FATİH SULTAN MEHMET

Fatih, Müslüman Türk Milletine yapmış olduğu büyük hizmetlerle, dünyanın en büyük hükümdarlarından birisi olduğunu ispat etmiştir. İstanbul gibi, cihanın bir incisi olan, bu muhteşem beldeyi Türk Milletine kazandırmıştır.

OsmanlI Padişahlarının yedincisi. İstanbul'un fatihi, II.Murad Han'ın oğlu. 30 Mart 1431 Pazar günü Edirne'de dünyaya geldi.Babası II.Murat, annesi Hümâ Hatun'dur. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, uzun boylu, dolgun yanaklı, kırmızı - beyaz tenli, kolları adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemasından birisi idi. Yedi tane yabancı lisan bilirdi. Âlim, şâir ve sanatkârları toplar ve onlarla sohbetten çok hoşlanırdı.

Gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacağı işler hususunda, en yakınlarına bile hiçbir şey sızdırmazdı. Küçük yaşlarda tahsiline ve yetiştirilmesine çok önem verilen Şehzade Mehmet devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi.İlk hocası Molla Yegan'dı.Akşemseddin hazretleri şehzadenin her şeyi ile bizzat ilgilendi. 12 yaşına gelince devlet idaresini öğrenmesi için Manisa'ya vali olarak gönderildi. Kısa süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı. Bu sırada Şehzade Fatih henüz 13 yaşındaydı fakat bundan faydalanmak isteyen yeni bir haçlı ordusunun Türk topraklarına girmesi üzerine Fatih Sultan Mehmed, babasını tekrar tahta davet etti.

19 yaşında tahtta...

1451 tarihinde babası II.Murad'ın vefatı üzerine Fatih Sultan Mehmed, ikinci defa Osmanlı tahtına oturduğunda henüz 19 yaşındaydı. Fatih babası ve ecdadını zamanında zaptolunamayan Bizansı ele geçirip Peygamber Efendimizin 'İstanbul mutlaka fetholunacaktır.

Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir' müjdesine mahzar olmak istiyordu. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarını yıkacak büyüklükteki topların planını bizzat kendisi hazırlayarak, o zamana kadar yapılan toplardan çok daha büyük toplar döktürdü. Bunlardan Şâhî adı verilen bir tanesi çok büyük idi. Bu top 600-700 kilo ağırlığındaki granit gülleleri 1200 metreye kadar fırlatabiliyor ve patladığı zaman metrelerce mesafeden duyulabiliyordu.Bu korkunç topun ilk tecrübesinin yapılacağı sırada Fatih Edirne'de haberi olmayanların dilleri tutulmasın diye, hamile kadınlar çocuklarını düşürmesinler diye, daha evvelinde bütün şehre tellallar vasıtasıyla topun atılacağı saati ilan etmiştir. Bu muazzam top Edirne'den İstanbul'a elli çift manda ile iki ayda getirilebilmiş nakil esnasında yolların ve köprülerin tamiri işinde yüzlerce insan çalıştırılmıştı.

İstanbul seferi...

Fatih, 1453 yılı 23 Mart'ta ordusuyla Edirne'den hareket etti. Kuşatma 6 Nisan'da başladı. 18 Nisan'da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç'e indirildi ve son olarak 29 Mayıs sabahı yapılan taarruzla, muhtelif devletler tarafından yirmi sekiz defa muhasara edilen İstanbul, Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

Savaş sonunda Fatih, beyaz atına binmiş, ordusunun önünde, yanında hocaları bulunduğu halde İstanbul'a ilk defa girerken, şehir halkı heyecanla Türk ordusunu karşılamaktadır. Ak sakalı ve ağır duruşuyla Akşemseddin'i padişah sanarak ellerindeki çiçek demetlerini ona vermeye çalışan şehir halkına göz ucuyla Fatih Sultan Mehmed'i göstererek ; 'Sultan Mehmed odur, çiçekleri ona veriniz' demek istiyordu. Fatih de Akşemseddin'i göstererek ; 'Gidiniz gene ona veriniz.. Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır' dedi.

Ondört suikastten kurtuluş...

Fatih, şehre girince doğruca Ayasofya'nın önüne gelir. Burada büyük rütbeli papazlar, keşişler ve halk padişahın atının ayaklarına ağlayarak kapanırlar. O zamanlarda bir hükümdar, bir şehri zapdettiği zaman yağma ederdi. Bizanslılar da bunu bekliyorlardı fakat büyük Türk Sultanı bu yerlerde sürünen Bizanslılara şu şahane sözleri söylemiştir:

'Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.'

Bu şahane müsamaha Rumları şaşırttı. Bu ne büyük kumandandı! Bu ne inanılmaz sözlerdi! Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarafından tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadı.

Zehirlenerek hayatını kaybediyor

Venedikliler, bu büyük hükümdarı, aslen bir yahudi olan Maestro Jacopo isimli bir doktor vasıtasıyla zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger'e göre bu suikastçi doktor, Yakup Paşa unvanı ile sarayın doktorları arasında bulunuyordu. 1481 Mayıs'ının üçüncü günü yine bir sefere çıkmışken, Gebze'de ordugâhında Perşembe günü vefat etti. Papa, Büyük Hakan'ın ölümünde tam üç gün üç gece bütün kiliselerin çanlarını çaldırtarak sevinç ayinleri yaptırdı.

Fatih 49 sene bir ay beş gün yaşadı. İki imparatorluk, dört krallık ve onbir prenslik yıkan büyük hükümdarın cenaze namazı Fatih Camiinde Şeyh Muslihiddin Mustafa Vefa Efendi Hazretleri kıldırdı. Türbesi Fatih Camii yanındadır. (Allah rahmet eylesin.)

Erkek çocukları : Mustafa, İkinci Bayezid, Cem, Korkud.

Kızı : Gevherhan Sultan.

Öykü

Japonya'da bir çocuk 10 yaşlarindayken bir trafik kazasi geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş.

Oysa çocuğun büyük bir ideali varmiş. Büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş.

Sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, Japonya'nin ünlü bir Judo ustasına gidip yapilacak bir şeyin olup olmadığını sormuş..

Hoca: Getir çocuğu ..bir bakalim, demiş.

Ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına.. Hoca çocuğu süzmüs ve: Tamam demiş.. Yarın eşyalarını getir, Çalışmalara basliyoruz.

Ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve "bu hareketi çalış" demiş.



Çocuk bir hafta aynı hareketi çalısmış.. Sonra hocasınin yanına
gitmiş. Bu hareketi ögrendim baska hareket göstermeyecek misiniz?" diye
sormuş.

Hocanın cevabı: - Çalışmaya devam et olmuş...

2 ay,3 ay,6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş.. Çocuk bu bir
yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış.

Hocanın yanına tekrar gitmiş: Hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana baska hareket
göstermeyecek misiniz?

- Sen aynı hareketi çalış oglum. Zamanı gelince yeni harekete geçeriz..

2 yıl ,3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş.

Bir gün hocası yanına gelip. ..."Hazir ol ! " demiş.. "Seni büyük turnuvaya yazdırdım. Yarın maça çıkacaksın!"..

Delikanlı şok olmuş.. Hem sol kolu yok hem de judo da bildigi tek hareket var.

Ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısından ses çıkarmamış.

Turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. Rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmis. Derken.. ikinci ,üçüncü maç....çeyrek, yari final ve final...

Finalde Delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış. ....

Tam bir üstat, delikanlı dayanamayıp hocasının yanına kosmuş.. "Hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele.. Bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var.. Bu kadar bana yeter.. Bari çıkıp ta rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim.."

- Olmaz demiş hocası. Kendine güven, çık dövüş. Yenilirsen de namusunla yenil.

Çaresiz çıkmış müsabakaya. Maç baslamış. Delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak.! Yenmiş rakibini şampiyon olmuş. Kupayı aldiktan sonra hocasının yanına koşmuş:

-Hocam nasıl oldu bu iş? Benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var.

Nasıl oldu da ben kazandım ?

-Bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. O kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok.

Bu bir,

İkincisi de o hareketin tek bir karşi hareketi vardir. Onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir.!

Bunu anlatan kişi bir de şunu ekledi:


" İnsanlarin eksiklikleri bazen, aynı zamanda en güçlü tarafları olabilir: Ama yeter ki bu eksiklik kafalarinda olmasin..!!"

NASIL OGRETMEN OLDUM ?

Cumhuriyetin ogretmeni, Kemalist devrimlere inancla bagli, toplumun aydinlik gelecegi icin ugras veren, ozgun bir emekcidir. Ve eger omru yeterse ugruna caba harcadigi, yillarini verdigi o aydinlik gelecegi, kisiliklerine, bilgilerine katkida bulunduklari ile birlikte yasama mutluluguna ulasir. Ben bu sanslilardan biriyim. 24 Kasim Ogretmenler Gunu'nde, bizden aldiklari isigi onurla tasidiklarina yurekten inandigim genc arkadaslarimi, yasamimdan kesitlerle kendilerini yetistirenler hakkinda bilgilendirmek istiyorum.
Iyi notlarla 2. sinifa gectim. 2.sinifa basladigimin ilk haftasiydi. Istanbul Erkek Ogretmen Okulundan bir yazi geldi:"Seni 2. sinifimiza, yatili ogrenci olarak almak istiyoruz. Gel, goruselim." Bir de yol tanimi yapmislar:Tramvayla Mecidiyekoy'e gelirsen suradan yurursun; BesIktas'tan yukari su yoldan da yuruyebilirsin. Balmumcu Ciftligi dersen herkes bilir. Kisisel basvurum yoktu. Yaziyi, Lise Mudurum Nuri Onur'a goturdum. Okudu: "Evet, onlar ogrenci istedi, seni biz onerdik. Git ve gorus." dedi. Balmumcu Ciftligi'ni, ikinci kisiye sormadan buldum. Mudurun odasina girdim, yan tarafta biri daha oturuyordu. Gonderdikleri yaziyi uzattim."Hos geldin." dedi ve oturan kisiye donerek ekledi:"Munir, sen bu arkadasa okulu gezdir; sonra gelin konusalim." Munir dedigi, Munir Rasit Oymen, Pedagoji, PsIkoloji ogretmeni. Yemekhaneden baslayarak butun okulu dolastik. Ve Munir Ogretmen surekli, okulu ve ogretmenligi begendirici konusma yapti. Donuste Munir Ogretmen evvelki yerine gecti, ben karsilarina oturdum. Mudur, Nahid Cemal Toker, sehlâ gozlerini bana cevirdi, nereme baktigini kestiremiyorum, konustu: Sen Bandirma Ortaokulunu bitirdin. Anadolukavagi'nda, bir akrabanin yaninda kaliyorsun. Oradan, gece karanliginda yollara dusup Ortakoy'e, Kabatas Lisesine gelen tek ogrencisin.

Değişim (öykü)

Çalar saati kapatıp üfleye püfleye kalktı Derya yatağından.Hemen klimayı çalıştırdı, soğuyan odayı sıcak hale getirebilmek için.Uyumaktan şişmiş gözlerini ovuşturdu, kendine kahve hazırlamak için mutfağa yöneldi.Bir kahve yaptı masaya oturdu, hemen bir sigara yaktı ardından ve kahvesini yudumlamaya başladı.Ayılmak için her sabah yapardı bunu, sigara ve kahve onun vazgeçilmeziydi çünkü..Her şeyi dakikti Derya'nın, asla hiçbir yere geç kalmaz, her şeyi zamanında bitirirdi.Saatine baktı..07:30.. Kalktı masadan, giyinmek için odasına yöneldi.Gene yüzü asıktı,gene her şeyden nefret eder,şikayet eder gibi bir hali vardı.Önce pencereye yöneldi havaya bakmak için...
“Off gene yağmur, ne bu ya.. Trafikte yoğundur şimdi.Vapurla geçeyim bari..Of ya işin yoksa uğraş şimdi sabah sabah.”
Öfkeyle kapattı perdeyi ve giyinip çıktı evden.Şemsiyesini açtı hemen ıslanmamak için..Vapura doğru ilerlerken ve söylenirken kendi kendine bir ses duydu..
'Abla...Karnım aç bana bir simit parası verir misin?
Homurdana homurdana ilerlerken, bu ince ses Derya'nın dikkatini çekmişti.Ani bir dönüş yaptı her zamanki sert bakışlarıyla.Kıvırcık uzun saçlı, mavi gözlü ufak bir kız vardı karşısında..Başı yerdeydi..Derya'nın döndüğünü hissetmişti..
'Para vermeyeceksen bile simit al be abla.'
Dedi ve ürkek bakışlarıyla Derya’yı süzdü bir anlık...Derya cevap vermemişti ama garip bir şekilde de ufak kızdan gözlerini çekemiyor ve sadece bakıyordu.Kıyafetleri yırtık ve üşüdüğü kırmızı minik burnundan belli olan küçük kız boynunu büktü ve cevap gelmediğini görünce, yırtık pantolonunun yırtık ceplerine ellerini sokarak arkasını dönüp yürümeye başladı.Derya'nın bakışlarından ürkmesi değildi bu gidişin nedeni...Başka bir şeydi boynu bükük gitmesinin sebebi..Sanki o küçücük bedeninin içinde kocaman bir kalbi vardı ve o büyük yüreğinin gururu...Para istemesi onun gururunu incitmişti..Bu nedenle sözlerine devam etmemişti ve yağmur altında ıslanarak ilerliyordu.Derya minik kızın arkasından bakmaya devam etti.Ayakkabıları iyice yıpranmıştı..Hatta ayakları çıplak bile denilebilirdi..Kendine baktı önce.. Şemsiyesine, kalın montuna ilişti gözü..Sonra sulara basa basa, yağmurda sırılsıklam olmuş küçük kıza baktı ve bir an utandı kendinden..Sıcak evi, kalın kıyafetleri vardı..Karnı da doyuyordu..Halbuki o... Kim bilir bu küçük bedeni kaç gündür açtı, kaç gündür ıslatıyordu bu yağmur onu...Derya utandı iyice kendinden ve bu bir anlık düşüncelerden sıyrıldığı anda seslendi küçük kıza.
“Ufaklık…”
Ama küçük kız sesi duysa da duymamazlıktan geldi..Gururu izin vermiyordu çünkü buna..Hoş yaşını küçük bulmayıp ta iş verselerdi; sadece karnını doyurmak için dilenmek zorunda kalmayacaktı zaten...O duymamazlıktan geldikçe Derya ısrarla seslenmeye devam etti
'Ufaklık, biraz bekle lütfen.' Diyerek adımlarını küçük kıza doğru yöneltti.Oda döndü Derya’ya doğru, daha fazla kayıtsız kalamadı çünkü...
'Efendim.'
Dedi kendinin bile duyamadığı bir sesle...Derya iyice ezilmişti karşısında..Gözleri buğuluydu..Yanakları soğuktan kızarmış..Hüznün resmi duruyordu Derya’nın karşısında ve şimdi neden seslendiğini ve nasıl devam edeceğini bilemeden gitti yanına,çöktü önüne...
'Nereye gidiyorsun bakayım sen bu yağmurda? '
Dedi hafif gülümseyerek...Ufaklık yalan söylediği her halinden belli bir şekilde
' Hiç..Ben yağmurda dolaşmasını severim abla..'
Dedi ve biraz buruk devam etti...
'Biraz önce kusura bakma...Karnım acıktı, paramı da….'
Bu sırada Derya,
'Sorun değil canım boş ver. '
Dedi gülen gözlerle...
'Bak ne diyeceğim, işin yoksa eğer küçük hanım, ben biraz dolaşacağım bana eşlik eder misin acaba? '
Dedi hemen ardından..Mavi gözlü kız,
'ama..'
Dedi şaşkın...
'Ama annen tanımadıklarınla dolaşma dedi değil mi? '
Diye sözünü tamamlamak istedi Derya..Küçük kız üzgün,
'Hayır benim annem yok.'
Cevabını verdi...Derya bu sözler üzerine iyice ezildi kendisi küçük yüreği büyük bu kız karşısında..Ne diyeceğini şaşırdı...
'Bak canım..Ben tek gezmesini sevmem..Hadi kırma beni..Hmm? '
Dedi gene ısrarla...Küçük kız olur anlamında başını salladı...Derya mutlu olmuştu onu kandırınca...Evet ilginçti..İlk defa, hem de minicik bir kız çocuğu mutlu etmişti onu...Yağmur yağıyordu hızlıca...Derya küçük kızı kucağına aldı..Şemsiyeyi onun eline tutuşturdu...
'Tut bakalım ıslanmayalım..Tamam yağmuru seviyorsun da yeterince ıslanmışsın zaten değil mi? ' Dedi..O sırada küçük kızın gözlerinde hafif bir gülümseme belirdi.Derya’nın kucağındaydı artık..Titrediğini hisseden Derya daha da sıkı sarılmıştı ona ve o ilk defa sıcacık bir kucaktaydı, ilk defa üşümüyordu küçük bedeni...Sarmaş dolaş ilerlediler sahilde...
'Ben kahvaltı yapmadım, önce güzel bir karnımızı doyuralım ne dersin? '
Dedi Derya.Halbuki o hiç kahvaltı yapmamıştı ömrü boyunca...Küçük kız her zamanki sevimliliğiyle onayladı onu...İlk gördükleri restorana girdiler böylece...Kahvaltı istediler hemen ve hem yediler hem konuştular...Hem Derya mutluydu bu durumdan hem de küçük kız...Nasıl mutlu olmazdı ki zaten..Karnı doyuyordu, lokanta da sıcacıktı...Çok güzeldi yaşadıkları, gülümsüyordu sürekli...Derken Derya çayından bir yudum aldı,
'Küçük arkadaşım ismini söyleyecek mi bana bakalım? Hem sen kaç yaşındasın? '
Dedi ve göz kırptı iştahla yumurtasını yiyen ufaklığa...
'Bahar benim adım ablacım.'Dedi gülümseyerek küçük kız,
'Yedi yaşındayım ben.'
Sesi daha güçlü çıkıyordu artık..
'Tamam Bahar’cım, şimdi sen beni mutlu ettin ve ben, eğer kabul edersen sana birlikte alışveriş yapmayı teklif ediyorum.'
Dedi Derya..
'Ama abla benim param...'
Demesine kalmadı Bahar’ın
' Hşşşt sana para dedim mi ben..Evet mi hayır mı..Merak etme hiç para vermeyeceğiz zaten..Bana güven.”
Diye çıkıştı Derya...Bahar anlamamıştı, nasıl para vermeyecekti kavrayamadı ama mutluydu ya onayladı hemen...Lokantadan doğru alışverişe gittiler...Derya’nın bir ara telefonu çaldı..Doğaldı bu…İlk defa işe gitmemişti, hem haber de vermemişti..Aramaları çok doğaldı; ama Derya cevap vermedi… Tamamen kapattı telefonunu...
Önce bir ayakkabı mağazasına girdiler birlikte.Birbirinden güzel ayakkabılar aldılar..Sonra da giysiler seçtiler birbirlerine rengarenk...Derya hepsini kredi kartıyla almıştı ve alışveriş serüveni bitmişti iki arkadaşın...Derya, Bahar’a dönüp,
'Gördün mü hiç para harcamadık? '
Dedi,sonra tuttu minik arkadaşını elinden ve sinemaya gittiler birlikte...Parkta sallandılar, güldüler, oynadılar..

Ama her gün gibi bugünde bitiyordu artık.Akşam olunca Derya,
'Ailen merak eder, nerdesiniz sizİ bırakayım seni? '
Dedi..Bahar’ın gözlerindeki hüzün geri döndü bu sözlerin ardından...
'Ben giderim ablacım.'
Dedi..İki yanağından ballı bir öpücük aldı Derya’nın...Arkasını döndü ve ilerlemeye başladı.Gözleri dolmuştu ve hiç arkasına bakmıyordu...Derya’da tekrar seslenemedi ona...Ve gizliden takip etmeye başladı Bahar’ı...Bahar nereye gittiğini bilmiyordu sadece yürüyordu.Gene yalnız kalmıştı işte gene tekti..N’apacaktı? Babasının yanına mı gidecekti..Ama babası onu kovmuştu..Bunları düşünüyordu sürekli ve yürüyordu başı önde...Arkasında Derya’nın olduğunu fark etmeden, her şeyden habersiz yürüyordu...Bir süre sonra Derya daha fazla dayanamadı ve seslendi Bahar’a..
'Bahar..'
Bahar döndü, gözlerindeki yaşı belli etmeden silerek...
'Ben..'
Dedi, Derya başı eğik..Çünkü eziliyordu Bahar’ın karşısında..Her şeyi rahat yaşayıp şikayet ederken,onun ise berbat bir hayattan bile şikayet etmemesi eziyordu onu...Durmadan ve Bahar’ın gözlerine bakamadan devam etti sözlerine...
'Bahar’cım..Ben tek yaşıyorum ve bugün seninle çok mutlu oldum biliyorsun.Eğer benimle yaşamayı kabul edersen daha mutlu olacağım..Bilmeni istedim sadece.'
Dedi büyük bir heyecanla; çünkü Bahar’ın vereceği cevabı bilmiyordu ve bu korkutuyordu onu..Ve evet şimdi de ilk defa ret edilmek korkutuyordu onu...Bir günde ne kadar çok şeyi başarmıştı gözleri buğulu ufaklık...
Bahar cevap vermedi… Sadece sarıldı...o kadar sıkı ve o kadar sıcaktı ki hiç konuşmadan tuttular evin yolunu...
O gün ve ertesinde Bahar’a oda hazırladılar, yeni kıyafetler ve oyuncaklar aldılar...Onun mutlu olması için gerekli her şey vardı artık Derya’nın evinde...Her şey çok güzel gidiyordu, ikisi de çok mutluydu... Öyle ki Derya’nın arkadaşları onun yaşadığı değişimi gördükçe şaşırıyorlardı..Bahar ise hala olanlara inanamıyordu...Artık sıcak bir evi vardı ve onu seven bir ablası... Her gün kalkıp birlikte kahvaltı yapıyorlar, daha sonra da ona bakan kadını beklemek üzere işe uğurluyordu ablasını...
Ama o sabah kalkamadı kahvaltı için...Bu sefer Derya’da işe gitmemişti..O yatağında yatarken Derya’da onun baş ucunda bekliyordu...Beyaz önlüklü bir amcada duruyordu yanında...Anlamadı ne olduğunu..Derya endişeli bir şekilde bakıyordu gözlerinin içine...
'Üşüyorum ablacım.'
Dedi titrek...
'Tamam canım, hasta olmuşsun..Doktor amca ilaç yazacak ve sen onları içer içmez iyi olacaksın...Merak etme bebeğim.'
Dedi Derya, ateşler içinde yanan ufaklığa...Onu sakinleştirmek istiyordu ama korkuyordu..Hayatını güzelleştiren bu ufaklığı kaybetmekten korkuyordu şimdi..Doktor ilaçları yazdı ve,
'Şimdi uyumalısın küçük hanım.'
Dedi Bahar’a..
'Sizde ilaçları alın hemen hanım efendi.Bir sorun çıkarsa beni ararsınız..'
Sonra da çıktı...Derya doktoru geçirdi, teşekkür etti..Hemen ilaçları alıp Bahar’ın yanına çıktı...Uyuyordu küçük melek..Derya elini tuttu Bahar’ın ve başında beklemeye başladı.Akşam saatlerinde ancak kendine gelebildi Bahar...Derya hazırladığı çorbayı içirdi hemen ve ilaçlarını verdi...Gene yanında durdu Bahar’ın...Konuştular sürekli,Derya anlattı durmadan.Gelecekte yapacaklarından söz ettiler o akşam..Uyuma vakti geldiğinde Bahar,
'Ablacım yanımda yatsan bu akşam, n’olur.'
Dedi usulca.Derya kıramadı ve kucak kucağa yattılar o gece...
Sabah dörde doğru; Derya bedeninde bir alev topu hissetti,uyandı hemen... Sayıklıyordu Bahar, ateşler içindeydi, yanıyordu...
'Üşüyorum ablacım daha sıkı sarıl ısıt beni.'
Diyordu Derya’ya...Derya şaşkın ne yapacağını bilemiyordu.Hemen doktoru aradı...Doktor,
' Soğuk su kompleksi yapın, eğer ateşi kırkın üzerindeyse soğuk suyun içinde tutun.Ben hemen geliyorum.'
Dedi ve kapattı telefonu.Derya önce Bahar’ın ateşini ölçtü, dereceyi görünce eli ayağına dolaştı; çünkü derece 41.5 u gösteriyordu...Hemen küveti soğuk suyla doldurdu..Bahar’ı aldı kucağına ve,
'Canım çok soğuk biliyorum ama n’olur düşürmemiz lazım ateşini.'
Dedi..
'Ablacım n’olur üşüyorum, n’olur yapma… N’olur..'
Diyordu Bahar; ama başka çaresi yoktu Derya’nın...Giysilerini çıkardı Bahar’ın, sımsıkı sarıldı ve birlikte küvete oturdu onunla..Bahar ağlıyordu..
“Ablacım çok soğuk n’olur…”
O böyle dedikçe Derya’nın içi yanıyordu..Evet su buz gibiydi, oda üşüyordu ama yapacak tek yol buydu..En azından doktor gelene kadar başka çareleri yoktu önlerinde…
“Tamam canım dayan..Sen nelere dayandın..Doktor gelene kadar tamam mı canım? ”
Dedi..Bahar kafasını oynattı güçlükle..Sonra kendinin bile duymadığı bir sesle..
“Bana bir şeyler anlat ablacım, uyumayayım.”
Dedi…Derya öptü onu alnından ve sarılıp iyice soğuk suyun içinde,anlatmaya başladı.
“Sen karşıma çıktın ya bebeğim, hayatımı güzelleştirdin biliyor musun? Sen benim meleğimsin ve bu hastalığı yenince sen; ikimiz tatile çıkacağız baş başa,denize gireceğiz, oyunlar oynayacağız gene…Gene güleceğiz birlikte…”
Bahar sessiz sedasız dinliyordu Derya’yı..Derya hiç susmadan anlatıyordu… Doktor girdi o arada içeri…Hemen müdahale etmek istedi..Derya sessiz bir şekilde,
“Hşşşttt dokunmayın uyuyor…Yüzü gülüyor gördünüz mü? Bırakın bozulmasın bu hali.. Ben anlatmaya devam edeceğim doktor…Çok geç kaldınız, o artık uyuyor ve uyanmayacak..Şimdi bırakın ve gidin bizi…Ben ona anlatmaya devam edeceğim! ”
Dedi..Evet..Bahar son uykusuna gülerek dalmıştı..İçi sıcacıkken, mutluyken, seviyor ve seviliyorken uyumuştu bu sefer…Yüzü belki de bu yüzden gülümsüyordu…Derya saçlarını okşadı ve devam etti…
“Sonra sen büyüyeceksin Bahar’ım..Aşık olacaksın ve benim hayatımı güzelleştirdiğin gibi aşık olduğun kişide senin içini güzelleştirecek..Ben senin gözlerindeki parıltıları görüp mutlu olacağım..Ve belki evleneceksin anane yapacaksın beni…Hep mutlu ve güzel olacak hayatın ve hep gülecek senin büyük gururlu yüreğin…”
Anlatıyordu Derya durmadan…Gözlerinden akan yaşlar bile susturamıyordu onu… Çünkü Bahar istemişti anlatmasını, meleği anlat demişti ya, hiçbir şey engelleyemezdi konuşmasını..
Doktor sessiz kaldı bu duruma, kapıyı kapattı ve çıktı banyodan..Bahar uyumuştu…Derya anlatıyordu…Buz gibi suyun içinde, sıcacık bir sarılışla kenetlenmişlerdi birbirlerine ve ayrılamıyorlardı….


Meral BİLGİÇ

TURKLER HAKKINDA SOYLENENLER

ATATURK BOSU BOSUNA TURK GENCI ATASINI TANIMALI DEMEMIS

TURKLER HAKKINDA SOYLENENLER
Insanlari yucelten iki buyuk meziyet vardir: Erkegin cesur kadinin
namuslu
olmasi. Bu iki meziyetin yaninda hem erkegi, hem kadini
sereflendiren
bir meziyet vardir. Icabinda tereddutsuz canini feda edebilecek kadar
vatanina bagli olmak. Iste Turkler bu meziyetlere ve fazilete sahip
kahramanlardir. Bundan dolayidir ki Turkler oldurulebilir, lakin maglup
edilemezler"
Napoleon Bonaparte - Fransiz Imparatoru

"Turklerden bahsediyorum... Dusmanina saldirirken amansiz bir
kasirgaya,
korkunc bir denize ve insafsiz bir yildirima benzeyen Turk; dost
yaninda ve
silahsiz dusman karsisinda bir seher yelidir, berrak bir goldur. Gonul
acan
bu yeli yildirma, goz kamastiran bu golu coskun bir denize cevirmek
tabiati
da inciten bir gaflet olur."
Tasso - Italyan Sair

"Butun milletler arasinda en namuslu ve dostluk kurmada tereddut
edilmeyecek
olan yalnizca Turklerdir. Henuz yabanci tesiri altinda kalmamis olan
bir
koye gidecek olursaniz; gercek misafirperverligin ne demek oldugunu
orada
gorup ogrenirsiniz." William
Martin

"Irk ve millet olarak Turkler, bence genis
imparatorluklar icinde yasayan kavimlerin en asili ve basta gelenedir.
Dini,
sosyal ve orfi faziletleri,tarafsiz kimseler icin birer takdir ve
hayranlik
kaynagidir."
Lamartine-Fransiz Yazar, sair ve Devlet adami.
"Poltava'da esir oluyordum. Bu benim icin bir olumdu, kurtuldum. Bug
nehri
onunde tehlike daha kuvvetli olarak belirdi; onumde su, ardimda dusman,
tepemde cehennemler puskuren gunes... Su beni bogmak, dusman beni
parcalamak, gunes beni eritmek istiyordu; yine kurtuldum. Fakat bugun
esirim, Turklerin esiriyim. Demirin, atesin ve suyun yapamadigini onlar
bana
yaptilar, esir ettiler. Yalniz ayagimda zincir yok, zindanda da
degilim;
istedigimi yapiyorum. Fakat bu defa da sefkatin, asaletin, nezaketin
esiriyim. Turkler beni iste bu elmas baga sardilar. Bu kadar
alicenap,
bu kadar asil, bu kadar nazik bir milletin arasinda hur bir esir olarak
yasamak, bilsen ne kadar tatli."
Demirbas Sarl -Isvec Krali (Ruslardan kacip Osmanliya siginmistir)
"Turkler olmeyi biliyorlar, hem de iyi biliyorlar. Ben de olmeyi bilen
bir
milletin yenilmeyecegini bilecek kadar tecrubeliyim. Burada hic yoktan
ordular kurmak ve bu ordulari olume suruklemek mumkun. Bu imkanlardan
bol
bol faydalaniyorum. Fakat, meydana getirdigim ordulari sendeleten bir
engel
var: Turklerin yasayan hatiralari!
Uc-dort yuzyil once her kudreti ve her milleti yenen Turkler, simdi de
silinmez hatiralariyla her tesebbusu sendeletiyorlar. Hemen her yurekte
bu
korkuyu seziyorum. Demek ki yalniz Turkleri degil, onlarin tarihini de
yenmek lazim. Bu durumda ben, Turklerin duzinelerle milleti idare
etmelerindeki sirri da anliyorum. Onlar milletleri bir kere yeniyor
fakat
kazandiklari zaferleri ruhlara ve nesillere naksedebiliyorlar."
M. Montecuccoli (Avusturyali Komutan)
"Seceat ve cesaret bakimindan Turklerden ustun; buyuk hedeflere ulasmak
bakimindan da onlardan dirayetli hic bir kavim yoktur.
Cenab-i Hak onlari aslan sifatinda yaratmistir."
Ibn-i Hassul
Turk, asillerin asilidir. yapma olmayan, gosterisi bulunmayan bu pek
yuce
asalet ona tabiatin hediyesidir.
Pierre Loti
Turklerin yalniz sonsuz bir cesareti degil, iradeleri sersemlestiren
bir
sihirbaz zekasi vardir. Iste Turk, bu zekasiyla zafer kazanir,
uygarliklar
yaratir ve insanlik dunyasinda en serefli hizmeti basarir. Zaten
Avrupa'nin
yarisini yuzyillarca boyunduruk altina almak baska turlu mumkun
olamazdi.
Carnayev(Rus Komutan)
Silahli milletin en canli ornegi Turklerdir. Bu diyar koylusunun orak,
katibinin kalem ve hatta kadinlarinin etek tutusunda silaha sarilmis
bir
pence kivrakligi vardir. Turk ata biner gibi oturur, kesfe yollanan
asker
gibi uyanik yurur.
Moltke
Turkler bir irk ve bir millet olarak yeryuzunun en serefli
insanlaridir.
La Martine
Savasin zevkini almak isteyen herkes Turklerle savasmalidir.
Towsend (Ingiliz Komutan)
Dogulu onderler, milletlerinin basindan ayrilmayarak her hukumetin
temeli
olan su iki kanunu hakkiyla yapiyorlar: iyi yola goturmek ve
kotuluklerden
korumak. Bu asil hareket Ruslardan fazla ozellikle Turklerde goze
carpiyor.
Auguste Comte
Turk kadinlarinin en buyuk susu Turk oluslaridir. Onlar suslenmek icin
elmas
veya zumrut takinmiyorlar, belki uzerlerinde tasidiklari o taslari
suslemis
ve kiymetlendirmis oluyorlar. Cunku her Turk
kadini canli bir inci ve paha bicilmez bir pirlantadir.
Lady Mary Wortley Montagu
Turk'un guzel yuzunu, kuvvetli endamini, piriltili kostumunu, zarif
tavirlarini, kibar gulusunu, aslanca kukreyisini fircayla gostermek
mumkundur. Fakat pek guc olan, Turk'un ozunu gostermektir. Bu oz,
ayisigi
gibi gorulur fakat gosterilemez.
Decamps (fransiz ressam)
Turkler yaman binicidirler. Turkler hucumunda dusmani bir yaprak gibi
cevirip bozarlar.
Câhiz (Arap Bilgini)
Turklerin yurekleri temizdir. Onlarda batil fikirler, basit dusunceler
yoktur.
Semame Ibn-i Esres (Arap Bilgini)
Turkler kahramandirlar. Dostlarina zarar vermezler. Fakat kazanc
getirirler.
Comenius (Cek Bilgini)
Turklerin biricik sevdikleri sey hak ve hakikattir. Ve hicbir haksizlik
yapmadiklari halde haksizliga ugramislardir.
William Pitt (Ingiliz Devlet Adami)
Turk, Heredot'tan, Tevrat'tan cok eski yuzyillarin tanidigi bir
ulustur.
Sadelik icinde gorkemi, sukunet icinde ihtisami, tahakkum kabul etmeyen
bir
yureklilik, alabildigine genis bir fetih aski, sonsuz bir tesebbus
kabiliyeti, bolgelere uymaktan cok bolgeleri kendine uydurma zevki ve
aliskanligi Turk milletinin asirlar dolduran tarihinde acikca gorulur.
(Unlu Tarihci) Hammer
Turkler kahramadirlar, dostlarina zarar vermezler. Yuce Turk milleti
tuttugu
eli birakmaz, sozunden donmez, iyi ve kotu
gunlerde dostundan ayrilmaz. Boyle bir ulusla el ele vermek yeryuzunde
her
zorlugu yenmek icin sonsuz bir guc ve yetenek kazanmak demektir.
Comenius (Cek Bilgini)
Turkler muhakkak ki Avrupa tarihinin ve yakin Asya tarihinin bildigi en
halis efendi millettir.
Kayzerling
Her Turk'un bakisinda silahin ruha verdigi guveni gormek mumkundur. O
hayata
ve olaylara guvenle bakmayi ogrenmistir.
Molkte
Kilici insafsiz bir beceriyle kullanan Turk'un eli, yendigi insanlarin
yarasini sarmakta da ustadir.
Lord Byron
Turk korkmaz, korkutur. Bir sey isterse onu yapmadikca vazgecmez. Hangi
ise
el atarsa basarir.
Semame Ibn-i Esres
Turkceyi ogrenmek benim icin buyuk bir mutluluk oldu. Cunku Turk'u
anlamak
icin kendisiyle mutlaka tercumansiz konusmalidir. Tercuman, isigi orten
zevksiz bir perde oluyor.
Gelland (Fransiz Bilgini)
Turk askeri cesurdur. Anavatanini sever ve onun icin gerekirse
cekinmeden
canini feda eder.
Albert Einstein
Artik Turklerle savasmam. Onlar cok cesur ve iyi insanlar.
Andreas Phitiades
Dunyada iki bilinmeyen vardir. Biri kutuplar, digeri Turkler.
Albert Sorel
Turk toplumunda kisisel nitelik ve deger disinda hicbir seye onem
verilmez.
Baron Busbek
On ulusun, on yigit adaminin gucu tek bir kimsede toplansa yine bir
Turk'e
bedel olmaz. Turklerin en cok konustugu sey savastir, zaferdir.
Eglenceleri
ise attir, silahtir. Turklerin dogruluklari ve namusluluklari ne kadar
ovulse yeridir.
Charles Mcfarlene
Turk milleti ikibin yildir profesyonel askerdir. Butun Turklerin
meslegi
askerliktir.
Donaldson
Dunyanin hangi ordusuna sorarsaniz sorun, Turk askerinin karsisinda
dusunmenin hic de kolay olmadigini veya olamayacagini size soyler.
Donaldson
Turklerle dost ol ama dusman olma.
Gianni de Michelis
Dunyada, Turklerden baska hicbir ordu bu kadar sure ayakta duramaz.
Hamilton
Turklerden baska dini ve vatani ugruna canini vermeye hazir asker
yoktur.
Hamilton
Turkler devlet yikmakta ve devlet kurmakta birinci sinif ustadir.
Ulkeleri
degil kitalari altust etmisler ve korkunc saldirislar arasinda
sarsilmasi
hic de kolay olmayan egemenliklerini yaratmislardir.
Tarih Turklerden cok sey ogrendi. Onlarin elinden cikma oyle eserler
vardir
ki uygarlik icin birer sus olmaktadir.
Hammer
Canakkale'de basarili olamadik. Nasil basarili olurduk ki? Zira Turkler
yuvasina girilmis aslanlarin hiddetiyle, curet ve cesaret kahramanligi
ile
savasiyorlardi. Boyle bir millet gormedim.
Sir Julien Corbet
Turk gibi olume gulerek bakan bir eri baska hicbir ulusta bulamazsiniz.
Yalniz ona iyi bir komutan gerektir.
Mulman
Toplumsal duzenin Turkler arasinda kurmus oldugu iliskilerin hepsinde
temiz
yureklilik ve iyi niyet hakimdir. Vatandaslarin birbirlerine karsi
borclu
olduklari islemleri yapma ve yerine getirmeleri icin baska ulkelerde
oldugu
gibi senetlesmeye yani yazili belgeye ihtiyaclari yoktur. Cunku onlarin
ovulmeye deger hallerinden biri de verdikleri soze genellikle sadik
kalmalari ve karsilarindakini aldatmaktan, guveni suistimal etmekten
cekinmeleridir.
Monradgea D'ohsson
Kendi ulusuna karsi bu kadar durust ve comert olan musluman Turkler
hangi
mezhebe bagli olursa olsun ayni durustlugu yabancilara karsi da yapar
ve
yerine getirirler. Bu noktada muslumanla musluman olmayan arasinda
hicbir
fark gozetmezler.
Monradgea D'ohsson
Turk'u anlamamak icin tarihe goz yummak gerekir. Haksiz saldirilar ve
adi
iftiralar onunde Turk'un vakur kalisi, kusku yok ki
korlerin gercegi, esyayi anlamadiklarini dusunduklerinden ve korlere
acidiklarindandir. Bu soylu davranis o adi iftiralara ne acik bir cevap
oluyor.
Pierre Loti
Turk'un ahlaki seciyesi cocuklugunda aldigi iyilik telkinleriyle degil
cevrelerinde fenalik gormemek suretiyle olusur.
Thomas Thorsten
"Turklerin ruhu yeniden parlayacak ve silah kullanmak icin dogan bu
kahraman
milletin tarihi eski isigini bulacaktir."
Feldmaresal von Moltke -Alman Genelkurmay Baskani

GUNUN RENKLERI

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

www.fbc1907.net

Kadıköy´deki kadro

Tim Howard (6)‚ Philip Neville (6)‚ Wes Brown (4) (Dk.63 Gerard Pique) (5)‚ John OShea (6)‚ Quinton Fortune (6)‚ Cristiano Ronaldo (6)‚ Eric Djemba-Djemba (4)‚ Darren Fletcher (4)‚ Kieran Richardson (5) (Dk.68 Jonathan Spector) (5)‚ Liam Miller (4) (Dk.76 Chris Eagles) (5)‚ David Bellion (5)

Oh masallah..

5tasi tebrik edenler‚ iyi oynadi diyenler ..

Buyrun macin minik analizi;

*5tas tam kadro gittigi maca‚ Manu bugun ilk defa topa vuran adamlarla oynadi..

*5tas pozisyona girmeden defansa carpan bir topla golu buldu .

*Manu toplam 27 ‚ 5tas 6 sut cekti

*Manu 7‚ 5tas 1 korner kullandi

*Topla oynama orani %67 Manu‚ %33 5tas

*Manu bu yedeklerin yedegi kadroyla %81 basari oraniyla 662‚ 5tas %63 ile 401 pas yapti..

Sonucta Manu´nun verilmeyen penaltisi (5 gunde 2. defa hakem kurtariyo) ve son dakika icinde omru hayati boyunca yaptigi toplam kurtaris sayisina ulasan (2) pembe panteri unutmamak gerek..

Ama yok amac Rooney‚ Berbatov‚ Fletcher‚ Nani‚ Scholes‚ Ferdinand‚ Van Der Sar‚ Giggs ‚ O´shea‚ Valencia´siz galibiyeti kutlamaksa o ayri tabi‚ burdan 5 yeselerdi de kutlayacaktik ‚ rekor kirmadiklari icin..


c.ronaldoya zamanında bebek diyen 8taşlılar Danny Welbeck adlı futbolcuya acaba zigot diyebileceklermi merak ediyorum ...

İzleyiciler