http://www.bedenegitimci.org/forum/voleybol-voleybolda-parmak-pas-voleybolda-manset-pas-voleybolda-servis-voleybol-oyun-kurallari-voleybolda-smac-voleybolda-blok-voleybolda-sistemler-planjon-dublaj/
balasagun
2 Şubat 2009 Pazartesi
26 Ocak 2009 Pazartesi
Shin Young-Rok
Sonunda birileri sesimizi duydu galiba; gıyaben dahi olsa bu transferde bir katkımız oldu sayıyorum.Yaklaşık 2 ay bu sayfada bir yarış kovaladık, sonunda pek mutlu olmasak da ''spor olan futbol''un varolduğu bir ülkenin şampiyonluk yarışının peşinden koşmaya çalıştık.Konuya dair ilk yazıda: ''Tabii bu anda akla hemen bir soru geliyor: 1.5 yıldır Şenol Güneş ile irtibatta olan herhangi bir kulübümüz yok muydu?(...)İstanbul kulüpleri, Anadolu kulüpleri sormazlar mı, bakmazlar mı bir telefon uzakta bir Türk çok farklı bir portföyün içinde, diye?Tavsiye dahi almazlar mı?'' demişiz.Sonunu da: ''Ucuz ve kaliteli transfer sıfatıyla, UEFA Kupası ya da CL vitrini imkanı yoluyla Batı Avrupa'dan sözleşme vaadiyle ülkemizde pekala pek çok Uzakdoğulu futbolcu forma giyebilir.Park Chu-Young bunlardan en tepede olanı, onun treni çoktan kaçtı.Kimler halen istasyona yakın olabilir, kimin trenine binebiliriz, o da FC Seoul-Şenol Güneş-Kore özelinde Uzakdoğu Futbolu temalı birkaç gün sonraki yazıya kalsın.'' diyerek bitirmiştik ve 2 ay boyunca pek çok isim zikretmiştik.Seoul anahtarı ile arama yapıldığında tüm yazılara ulaşılabilir.Birileri sonunda uzaklarda da farklı bir şeyler olabildiğinin farkına vardı.Öyle ya da böyle, usulen bir mükemmellik olmasa da bir Güney Koreli futbolcu, Türkiye'de Bursaspor forması giyecek.Menejerler mi getirdi, nereden haberdar olundu net bir açıklama henüz yapılmamış olsa da ''Güney Koreli golcü Shin Young-Rok için teknik direktör Şenol Güneş’ten bilgi aldık. Bize iyi bir golcü olduğunu ifade etti. Ayrıca Milli Takım forması giymiş bir futbolcu olduğu için tercih ettik.'' açıklaması bizzat Bursaspor Başkanı İbrahim Yazıcı'dan geldi.Birinin Şenol Güneş'i kullanmayı akıl etmiş olması bile çok büyük bir adımdır.Transfer Bursaspor'a faydalı olur ya da olmaz, bunlar ayrıca değerlendirilmeli; esas doğru zamanla görülür zaten.Önemli olan, bu ölçekte bir oyuncunun Türkiye'de oynayacak olması, yurdum futbolu transfer politikaları için bir umut ışığı...
Bir süre bu oyuncunun ismine dair çeşitli komediler yaşanacak, önce bunun doğrusunu belirtelim.Futbolcunun adı Young-Rok, soyadı Shin.Bir süre yalnızca ''Koreli'' diye bahsedilecek kendisinden, bir süre sonra yanlışları doğrulatarak umarım adını ezberletir.Şenol Güneş referansı, Bursaspor'un tercihinin bir numaralı etkeni, olması gerektiği gibi.Transferin futbolcu tarafında ise Başkan'ın da demecin devamında belirttiği üzere ''Dünyanın tanıdığı futbolcu'' tanımlaması doğru, hatta eksik.Şenol Güneş yakınen tanıyordur Young-rok'u, nitekim bu yıl normal sezon fikstürü dahilinde geçtiğimiz Nisan aynında oynanan ve Suwon'un FC Seoul'ü 2-0 mağlup ettiği maçta son şampiyon Suwon'un iki golünün altında da Shin Young-Rok imzası vardı.İlki uzak mesafeden muhteşem bir şut, diğeri ise geniş alanda gelişen atakta uzak köşeye düzgün bir vuruşla atılmıştı.Sağ ayağını çok iyi kullanabilen bir forvet oyuncusu Shin Young-Rok, ülke futbolunun son ihracı Monacolu Park Chu-Young ile birlikte 2002 Dünya Kupası sonrası furyasının ardından gelen yeni dalganın temsilcilerinden.1987 doğumlu oyuncusun dünya vitrinine çıkışı, bu yıl 8.si düzenlenen 2006 Katar U-20 Gençler Dostluk Turnuvası ile oldu.Attığı 5 golle bu turnuvanın gol kralı olan Young-Rok Shin, bu turnuvanın ardından ulusal takımın çeşitli kademelerinde forma giydi.2007 yazında FİFA U-20 Dünya Şampiyonası'nda oynadığı 3 maçta 2 gol attı; Amerika, Polonya ve Brezilya'nın yer aldığı grupta Güney Kore sonuncu oldu ve turnuvaya gruplarda veda etti.Bir yıl sonra, geçtiğimiz yaz Güney Kore'nin Pekin Olimpiyatları için oluşturduğu U-23 takımı kadrosundaydı.Takımın durumu, bir yıl öncesine benzer bir sonucu doğurdu ve bu turnuva da gruplar düzeyinde tamamlandı.İki kez 45'er dakika forma giydi Shin, Olimpiyatlar sonrası Dünya Kupası Elemeleri'nde de ulusal takımda yer bulsa da halihazırda Suudi Arabistan maçı için son açıklanan kadroda adı yer almadı.Bu arada Suwon Bluewings ile bir de lig şampiyonluğu yaşadı ama 2009 yılbaşı itibariyle biten kontratını uzatmadı ve Avrupa'ya gitme hayalinin peşinden koşmaya niyetlendi.
FC Seoul - Suwon final serisinde eğer Şenol Güneş'in elinde bir Shin Young-Rok var olsa idi, büyük olasılıkla kupa el değiştirecekti; bunu maç yazısında da belirtmiştik.Serinin ilk maçında Shin Young-Rok sakatlanmış, yerine giren veteran oyun kurucu Lee Kwan-Woo maçı çeviren, belki de kupayı getiren asisti yapmıştı.Bir süredir K-League'in en değerli oyuncusu Park Chu-Young idi, o da sezon sonunu beklemeden ülkeden ayrılmış; FC Seoul'ün şampiyonluğu belki de o günlerde kaçmıştı.Samsung sponsorluğundaki Suwon'un imkanları daha fazlaydı ve Avrupa geçmişi olan Koreli'leri ülkeye geri getirerek geçtiğimiz sezon için şampiyonluğun bir numaralı adayı haline gelmişlerdi.Buna rağmen, şimdilerde ülkenin en yüksek profilli transferini yapma ihtimali olan oyuncu yine FC Seoul kadrosundan: Ki Sung-Yueng.Bu yıl ''ligin en iyi orta saha oyuncusu'' ödülünü de aldı, 1989 doğumlu olmasına rağmen ulusal takımın orta sahasının en önemli oyuncusu konumunda.Ulusal takımın orta sahasındaki bir diğer önemli isim yine FC Seoul'den, 88 doğumlu Lee Chung-Yong; K-League'in potansiyeli en yüksek görülen oyuncuları.Manchester United'ın ''her işi yapan'' orta saha oyuncusu Park Ji-Sung hepsinin kahramanı, United'ın Temmuz ayında yapacağı Seul ziyaretinde bu ikiliden biri İngiltere'ye yol alabilir.Shin Young-Rok'un bu isimler arasında bir yere koyacak isek; uluslararası gençler turnuvalarındaki performansı ile ülkenin üzerine en çok düştüğü oyuncu genç oyuncu olmuş olsa da son iki yılda bu çizgisini daha yukarılara taşıyamadığını söyleyebiliriz.
Ülkedeki transfer hareketlliliğinden biraz bahsedersek; Park Chu-Young'dan memnun kalan Monaco, şu sıralar Suwon'un savunma oyuncusu Cho Won-Hee ile görüşüyor.Savunmadaki alternatiflerden Cho Won-Hee ve Lee Jung-Soo ile birlikte son şampiyonlukta büyük pay sahibi olan Hırvat stoper Mato Neretljak'ı kaybeden Suwon, şu sıralar kelepir oyuncu bol bulunan Rus pazarından (edit) Avusturyalı savunmacı Martin Stranzl'ı kadrosuna kattı.Shin Young-Rok'ın takımdan ve ülkeden ayrılması ise tamamen ''Avrupa'' hedefiyle ilişkili.Bu hedefin daha kısa yoldan gerçekleşme ihtimali kendisine bağlıydı; fakat bir alt basamak sayılabilecek Türkiye düştü kariyerine.Bu açıdan bakıldığında aylar önce bahsettiğimiz ''belli bir yol haritası olan transfer'' normlarına uyuyor Bursaspor'un tercihi.Bilinmesi ve üzerine düşünülmesi gereken şudur ki, bu oyuncu Türkiye'ye elinde üzerinde birtakım sayılar barındıran bir kariyerle geliyor ve burada kalmak istemiyor.Kullanıp ıskartaya çıkaracağınız değil, parlatıp kazanç sağlayabileceğiniz bir oyuncu.K-League'in en değerli oyuncusu Park Chu-Young'un 2 milyon avroya transfer yaptığı Güney Kore piyasası, her mevkiiye ucuz, kaliteli ve vizyon sahibi transfer vaad ediyor.Bir de Türk var o topraklarda, görüldüğü üzere yalnızca bir telefon uzaklıkta.Bunun farkına varılmış olması dahi çok önemli bir adımdır bana göre.Shin Young-Rok sözleşmesini aldı eline ve Türkiye'ye geldi.Güney Kore'nin en çok değer verdiği genç oyunculardan biri sıfır maliyetle Bursaspor'da.Kendisinin Türkiye geleceğini pek uzun görmüyorum; iki alternatiften birisi 1.5 yıl içinde gerçekleşecektir.Shin Young-Rok, ya Kore yarımadasına kesin dönüş yapacak ya da daha Batı'ya yol alacak.K-League'de off-season günleri şu sıralar; idman durumu nedir, bilemiyorum.Shin Young-Rok'ın Bursaspor'da başarılı olmasıyla bir garip sanrı; bu umursamaz, farkındalık arz etmez ''ötekiler'' tavrı yok olabilir ve Türkiye Futbolu transfer politikasızlığına dair bir umut ışığı doğabilir...
Noat Samisa
James Troisi
James Troisi
Bu haftanın en dikkat çeken adamı.Bu performansla giderse sezonun da en ilgi çekici adamlarından biri olabilir Troisi.Kayserispor gibi değil Türkiye'nin Avrupa'nın en az gol yiyen takımlarından birine karşı 3 gol atmak karşı takım 10 kişi olsa bile yine de bir başarıdır.20 yaşındaki bu genç adamın ailesi de bir acayip.Anne Yunan, baba İtalyan ve doğum yeri Avustralya.Milli takım seçimi ise doğduğu yer olan Avustralya yönünde olmuş.Avustralya-İngiltere arasındaki bağların yüksek olması sebebiyle genç yaşta Ada'ya ayak basabilmiş.Newcastle genç kademesinden A takıma kadar doğru yükselmiş.Fakat o seviyede işler pek istediği gibi gitmemiş James'in.Geçen sezon sonu kontratı sona ermiş fakat Newcastle herhangi bir girişimde bulunmayınca bir bakıma ortada kalmış James.Burada devreye İlhan Cavcav giriyor.Daha eski dönemlerde Afrika'yı kendine mesken edinen İlhan Cavcav son yıllarda Avustralya'ya doğru kaydı.Özellikle bu sene aldıkları Djite'den de önemli şeyler bekliyorlar.Neyse İlhan Cavcav elini çabuk tutup Troisi'yi Ankara'ya getirdi.Şu ana kadar oynadığı oyunla da kendini ispat etti.
Troisi henüz 20 yaşında ve bu yaz Olimpiyat Milli takımında yer almasını sağlayan bir yeteneğe sahip.Ortasahanın hücuma dönük her pozisyonunda oynayabilen oyuncuyu öne çıkaran özelliği öncelikle hızı ve top kontrolü.İki ayağını kullanabilmesi de cabası.Böyle özelliklere sahip, 20 yaşında, milli takımında da zaman zaman forma şansı bulabilen bir oyuncuyu İngiltere'den getirmek tabi ki büyük bir yönetim başarısıdır.İlhan Cavcav en fazla 2 sene sonra Troisi'yi Premier Lig'e yolcu eder.Hem de çift haneli rakamlarla.Bakalım İlhan Cavcav'ın bundan sonraki hedef bölgesi neresi olacak.Asya, İskandinavya..?
Spormax Turksat'ta
Kar-zarar hesabı yapacaksak ki, şu ortamda Türk sporunun boyunduruğu konumundaki yayıncı kuruluşa her türlü ''bel altı'' çalışma müstehaktır, sezon başı Digiturk'e teslim olanların bu karar sonrası sinirleri bozulmuştur; benim de bozuldu.Yarından itibaren isteyen Turksat Digiturk abonesi, 7.90'lık fark ile Spormax izleyebilecek.Başlangıçta direniş, gel-gitlere rağmen teslim olmuştum; geç gelen bu kararla ''zararın neresinden dönülse kardır'' atasözü geçerli olabilir.Turksat'ta Lig Tv, yanına 7.90 TL'ye Spormax; uzun sözleşmeye imza koymamak koşuluyla sezonun geri kalan kısmı için ''Digiturk konusundan bonservisi elinde olanlar için'' en uygun seçenek gibi görünüyor.Spor müsabakalarını kimse izleyemeyince/açık kanaldan yayın olmayınca statlarda/salonlarda pek bir şey değişmiyor, sezon başından bu yana basketbol salonlarında bu durumu bizzat gayet net olarak gözlemledik.Artık şu yalanı kimse zikretmesin, rica ediyorum.Premier League de böylelikle kafe ve barların tekelinden kurtuluyor; ama gidip de Spormax'e 1 yıllık peşin para vermeyin.Üzülürsünüz.
Trabzonspor'un Pilot Takımı Maastrich
YEL DEĞİRMENLERİNDE HORON

Blogun okuyucularından ShadoW'un da katkısıyla akşam saatlerinde güzel bir haberle karşılaştım. Türk futbol tarihi için dönüm noktalarından birisi daha. Daha önce İstanbul'un 3 büyük kulübünün bu anlamda çalışmaları vardı. Galatasaray-Beylerbeyi ilişkisi böyle bir ilişkiydi mesela. Anadolu'daki bazı belediye takımları ve büyükşehir belediye başkanlarının aynı zamanda kulüp başkanı olduğu takımlar da bu yola gittiler. İlhan Cavcav'ın da resmi olmasa da Afrika'daki birkaç kulüple istikrarlı devam eden bir ilişki olduğu söylenirdi. Ama Avrupa'nın önemli futbol ülkelerinden birinde mücadele eden bir takımın "pilot takım" olarak bir Türk takımıyla ilişki içerisine girmesine çok rastlamıyorduk. Trabzonspor bu anlamda önemli bir aşama kaydetti. Bordo-mavililer Hollanda'nın Limburg eyaletinde yer alan Maastricht kentinin takımı MVV ile "pilot takım" şartlarını içeren bir anlaşma imzaladı. Buna göre Hollanda kulübünde yer alan futbolcuların transferlerinde Trabzonspor öncelik hakkına sahip olacak, ayrıca MVV kendi yapacağı transferlerde Karadeniz ekibinden maddi destek alacak ve iki kulüp aralarında futbolcu alışverişinde bulunacaklar. Bu anlaşmanın ilk meyvesi gerçekleşti. Trabzonspor kadrosunda bulunan kaleci Jefferson MVV'nin yolunu tutarken, 19 yaşındaki Belçikalı orta saha oyuncusu Christian Bruls Trabzonspor'un maddi kaynağı ile Belçika'nın Eupen KAS takımından MVV'ye transfer edildi. Belçika 20 yaş altı milli takımının oyuncularından Brüls Maastricht'de 1 sene boyunca forma giyecek ve Trabzon bu süre sonunda futbolcuyu arzu ederse transfer etme önceliğine sahip olacak.
MVV, 1902 yılında kurulmuş bir ekip. Tam adı "Maastrichtse Voetbal Vereniging" yani "Maastricht Futbol Birliği". Kenneth Perez Hollanda futbolunda ön plana çıkmadan önce MVV formasıyla kendinden söz ettirmeye başlamıştı. Bugün Hollanda Milli takımı forması giyen Wilfred Bouma, Danny Landzaat gibi oyuncular da daha önce MMV formasını giydiler. Mircea Lucescu takımının defansif orta sahası, kimilerine göre futbol katili Bülent Akın'ın da futbola başladığı kulüp MVV. Takımın başında da bir Türk var. Fuat Çapa. Geçtiğimiz sene önemli projelerle Gençlerbirliği'nin başına gelen ama son 2 senedir başkent ekibinin yaşadığı teknik direktör hezeyanının sonucunda bileti kesilen Fuat Çapa. Şu andaki kadroda da 4 adet Türk oyuncu bulunuyor.
Türk futbolu için oldukça sevindirici bir adım. Trabzonspor'un bu adımı atarken futbolcu fabrikası Hollanda'yı seçmesi ayrıca övülmesi gereken bir nokta. Bordo mavililer daha önce de Jean Marie Pfaff, Hans Sommers, Karel D'Haene, Bernd Thijs gibi isimlerle Benelux futboluna olan ilgisini belirtmişti. Umarız bu ilgi bu sefer yerinde transferlerle takımı ileriye götürür. Aynen her iki kulübün bu karşılıklı yapılanmada amaç edindikleri gibi.
CEO

Futbol Direktörü, Sportif Direktör, Menajer, Genel Koordinatör....Bir dolu adı var o mevkinin. Ama ad değişse de görev aynı. Kısaca tanımı "başkanla teknik direktör arasındaki köprü adam". Son 10 yılda popüler oldu dünya futbolunda, son 5 yıldır da bir kaç sima ile Türk futboluna giriş yaptı. Ali Dürüst, Bülent Tulun, Adnan Sezgin, Sinan Engin, Abdürrahim Albayrak gibi isimlerle. Arada kalan bir adamın taraf tutmaması çok zordur. Hele bu gibi durumlarda. Dolayısıyla bu isimler de dahil olmak üzere bu köprü adamlardan bazıları başkana daha yakın oldular (Sinan Engin, Adnan Sezgin gibi), bazıları da teknik direktöre (Abdürrahim Albayrak, Ali Dürüst gibi). Bülent Tulun'u ayırmak lazım. Bize göre Eric Gerets-Özhan Canaydın arasında enfes bir denge kurmuştu ki onun görevden alınışı halen Galatasaray yönetiminin en büyük hatalarındandır ve bir şampiyonluğa patlamıştır. Genelde bu adamların bir kaderi var, başkanın casusu olarak görülmek. Örneğin Celtic hocası Gordon Strachan'ın "saygısızlık etmek istemem ama, bu mevki başkanın kulüpte ne olup bittiğini öğrenmek için yaratılmış bir mevki gibi geliyor" şeklinde bir demeci var. Buradan hareketle Premier Lig'deki bu köprü adamları bir inceleyelim dedik.
Arsenal'de böyle bir adam yok. Arsene Wenger halen tek adam ancak ilginç şekilde oraya bir ismi atamak istiyor. Takımın eski defans oyuncusu ve şu anda kulüpte scout olarak görev yapan Gilles Grimandi en büyük aday. Aston Villa'da da bu mevki boş. Menajer Martin O'Neill başkan Randy Lerner ile doğrudan ilişkide ve futbol takımı ile ilgili bir tavsiye almak istediğinde doğrudan antrenörler John Robertson ve Steve Walford'a başvuruyor. Blakcburn Rovers bu işi 1995'te Kenny Dalglish'le denedi. Ama takımı 2 sene önce şampiyon yapan Dalgslish yeni görevinde fazla kalamadı. An itibarı ile başkan John Williams ve Paul Ince bütün işleri beraber yürütüyorlar. Chelsea'de işler biraz karışık. Tepede sahip Abramovich altında başkan Bruce Buck, CEO Peter Kenyon, scout ekibinin ve akademinin başı ve 15 adamı kapıyı görünce kendi koltuğu da salanmaya başlayan Frank Arnesen ve teknik direktör Scolari var. Yani aşırı kurumsallaşmış bir yapı. Everton'da David Moyes ve başkan Bill Kenwright bütün transfer işlemlerini yürütüyorlar. Ayrıca Futbol şubesinin başı David Harrison ve CEO Robert Elstone'un da ufak fonksiyonları var. Fulham Roy Hodgson göreve geldiğinde futbol direktörü Les Reed'i görevden aldı ve başkan Al-Fayed ile İskoç teknik adam arasında kimse kalmadı. Sürpriz ekip Hull City'nin de tampon bölgesi bomboş. Phil Brown'un danışacağı isim yanında oturuyor, asistan Brian Horton. Rafa Benitez Liverpool'da yalnız değil. Gillett-Hicks ikilisinin yanında CEO Rick Parry de transfer işlemlerinde söz sahibi. City Mark Hughes'un üstünde Sulaiman al-Fahim, CEO Gerry Cook'tan oluşan bir çatı kurmuş durumda ve Robinho transferinde olduğu gibi her zaman hocanın fikrini almadan hareket edebiliyor. Manchester United bu mevkinin bahsinin bile geçmeyeceği tek kulüp. Sir Alex Ferguson'ın 25 yıllık duruşu kulüpte böyle bir mevkiyi imkansız kılıyor. Middlesborough'da Gareth Southgate tek yetkili. CEO Keith Lamb ve Neil Bausor bürokratik işlemleri halletmek için orada bulunuyorlar. Newcastle bu konuda en kalabalık kulüp. Teknik direktörle beraber takımın iradesini paylaşan başkan, yönetim kurulu başkanı, CEO, ikinci başkan, teknik koordinatörden oluşan bir ekip var. Zaten nerde çokluk orda tezek demişler. Kulüp senelerdir sürünüyor. Stoke City'de futbol direktörü John Rudge 1999'dan beri görevde. Genç yetenekler ve transfer görüşmeleri konusunda önemli yetkileri var. Sunderland'de bir hemşeri ilişkisi var zaten. Hoca Roy Keane başkan Niall uinn olunca CEO Peter Walker'a Keane ne diyorsa onu yapmak düşüyor. WBA'da sportif direktör Dan Ashworth menajer Tony Mowbray ile oldukça yakın ilişki içerisinde. West Ham'da Gianluca Nani göreve geldiğinde kulüp tarihinin ilk teknik koordinatörü oldu. İlk görevi Alan Curbishley'in yerine bir hoca bulmaktı. Zola'yı tuttu getirdi. O da hemşerilik ilişkisini kurdu. Wigan'da da Steve Bruce transfer görüşmeleri için genel direktör John Benson'la beraber çalışıyor.

Rapor şu 5 kulüpte böyle bir mevki hiç yok. 5 kulüpte böyle bir mevki var ama tamamen bürokratik işleri halletmek için oradalar ve büyük yetkileri yok. 4 kulüpte bu mevki teknik direktör ile büyük bir uyum içinde çalışıyor ve genelde onun direktifleri ile hareket ediyor ve genelde uzun süredir bu görevde olan güvenilir isimler. 5 kulüpte bu mevki ve hatta daha fazla görevli var. Bunlar Liverpool, Manchester City, Chelsea, Newcastle United ve Tottenham. Son ikisi zaten tepetaklak olmuş durumdalar ki onlardan Tottenham'ı kurtarma sinyalleri veren Harry Redknapp 4 sene önce Portsmouth'da iken kulüp üstüne Velimir Zajec'i oturtunca istifayı vermiş ve sonra özel şartlar ile geri dönmüş bir adam. Liverpool, Chelsea ve Manchester City büyük servetlerin üzerinde oturan isimleri tek başına bırakmak istememişler tabi. Benitez Alex Ferguson kadar şanslı değil. Kendisini kanıtlaması ve Amerikalı ikiliyi geri çekmesi için en az bir Premier Lig şampiyonluğu gerekiyor ve görünüşe bakılırsa onun bu yıl olması gerekiyor. Chelsea ve City ise mevcut sistemleri ile bir süre daha devam edecektir.
Dolayısıyla bu mevkinin olmazsa olmaz, başarı için şart olduğu gibi bir ortam yok asla dünya futbolunda. Hele İngiliz ve Türk kulüplerinin kurumsal yapısı göz önüne alındığında bu iyice ortaya çıkıyor. İngiliz başkanlar bu kulüpleri parayı bastırıp satın alıyorlar. Yani bu kulüplerin sahibi durumundalar. Türkiye'de ise başkanlar seçim sonucu göreve geliyorlar ve yanlarında önemli yetkileri olan bir dolu yönetici bulunuyor. Futbol şubesi için de zaten birisini atıyorlar. Bir de bunun üzerine gelen "menajer" adındaki kurumun neye yaradığı ve gerekliliği gerçekten tartışılması gereken bir kurum. Sadece bir futbol kulübü olan İngiliz takımlarının sadece %20'sinin özel şartlarla başvurduğu bu yöntemin ülkemizdeki örneklerinin, ortaya çıkan sonuçlar göz önüne alındığında çok da başarılı olduğunu söylemeyeyiz.
Amauri ne yapsın?
Juventus'ta döktürüyor Amauri, gollerini Palermo'da oynar gibi rahatça atıyor, attırıyor. Geçmişine bakınca Toni benzeri bir profile sahip olduğunu görüyoruz. Tırnaklarıyla gelmiş bugünlere 80 doğumlu oyuncu. 23 yaşına kadar sürünmüş desek yanlış olmaz. 2002'de Piacenza'dan Empoli'ye geçmiş. Arada bir kiralık sezon sonrasında üst düzey performans ve 4.5 milyona Chievo'ya. 3 sezonluk Chievo macerasının ardından 8.5 milyona Palermo forvetine. Şimdilik son durak +20 milyona Juventus, seneye neler olur bilinmez.

Oynadığı 2 maçtan birinde kaleyi bulan bu adamın şimdiki gündem maddesi milli takım forması. Amauri Brezilyalı. O muhteşem formayı giyebilecek bir performansa sahip olduğu şu günlerde ısrarla ve inatla o formayı kovalamayı yeğliyor. Gönlünden geçenin Brezilya olduğunu her fırsatta dile getiriyor, davet bekliyor işte adam. Tamam çok zor o formayı giyebilmek ama bu adamın hayatı zaten yeterince zorlukla dolmuş ve üstesinden gelebilmiş hepsinin.
Öte yanda annesi var Amauri'nin. Eşlerini ikna edemeyen topçuların yanına şimdi bir de anneleri eklendi. Madam Amauri, evladına İtalya'nın çok şey kattığını ve Azzuri olmasını gerektiğini söylüyor orda burda.
Şöyle bir düşünüyorum, hayatımda böyle bir sorun olsa, ben de arada kalsam, İtalya - Brezilya arasında. Ya hadi tamam, İsviçre - Avusturya arasında kalayım dert değil. Dert mi, değil mi, ne bileyim.
Amauri'nin bir milli takımda oynaması gerekiyor velhasıl, hangisi olursa olsun yakışır, iş yapar. Bize de izlemek düşer.

Oynadığı 2 maçtan birinde kaleyi bulan bu adamın şimdiki gündem maddesi milli takım forması. Amauri Brezilyalı. O muhteşem formayı giyebilecek bir performansa sahip olduğu şu günlerde ısrarla ve inatla o formayı kovalamayı yeğliyor. Gönlünden geçenin Brezilya olduğunu her fırsatta dile getiriyor, davet bekliyor işte adam. Tamam çok zor o formayı giyebilmek ama bu adamın hayatı zaten yeterince zorlukla dolmuş ve üstesinden gelebilmiş hepsinin.
Öte yanda annesi var Amauri'nin. Eşlerini ikna edemeyen topçuların yanına şimdi bir de anneleri eklendi. Madam Amauri, evladına İtalya'nın çok şey kattığını ve Azzuri olmasını gerektiğini söylüyor orda burda.
Şöyle bir düşünüyorum, hayatımda böyle bir sorun olsa, ben de arada kalsam, İtalya - Brezilya arasında. Ya hadi tamam, İsviçre - Avusturya arasında kalayım dert değil. Dert mi, değil mi, ne bileyim.
Amauri'nin bir milli takımda oynaması gerekiyor velhasıl, hangisi olursa olsun yakışır, iş yapar. Bize de izlemek düşer.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)